17 Eylül 2009 Perşembe

İspanya Gezi Notları # Part 3

E bizde bu kadar yol gelmişken bi payella patlatalım dedik. Gerçi buralara gelmeden önce tecrübelerine başvurduğum arkadaş bu yemekle ilgili pek iyi şeyler söylememişti. Kısaca özetlemek gerekirse akşam annen önüne koysa lapa bu diye yemezsin uyarısında bulunmuştu. Bunu bizim sanatsever arkadaşa ısrarla söylememe rağmen hem açlıktan hem de onun "abi buraya kadar gelmişken yememek olmaz" demesine hak verdiğimden kesin yemeliyiz zihniyetiyle oturduk bi yere. Tabi o kadar laftan sonra beklentileri de çok yüksekte tutmuyorum. Malum bi de sağlam bir mutfağı olan ülkenin vatandaşıyız. Ama sanırım arkadaşlarını beklentisi çok fazlaydı ki yemek bittikten sonra hiçbiri beğenmedi. Bense karnımı doyurmanın verdiği hazla oturdum bi sigara patlattım. Bu arada yemek hakkında bi kaç şey söylemek gerekirse bildiğiniz bulgur pilavı işte. İçine bi ikitane taze fasulye atmışlar. Bi karidesli bir de tavuklu olan cinsi var ki biz ne olur ne olmaz diye bildiğimizden şaşmadık tavuklusundan söyledik. Bu bile bu kadar kötüyken karideslisini düşünemiyorum. Neyse ben payellanın yanına 2 de bira patlattım. Biri normaldi de ikincisi süperdi. Siyah Genius birası. Yani varya adamın bütün dertlerini alıp götürüyo meret. Oturup bi kaçtane daha içmek güzel olurdu da bizimkilerin isteksizliği bana da bulaştı....


BU GEZİYLE İLGİLİ DAHA UZUN UZUN YAZMAK SİZLERLE GÖRDÜKLERİMİ PAYLAŞMAK İSTERDİM. FAKAT UZUN ZAMANDIR YAZI YAZMA FIRSATI BULAMADIĞIMDAN DOLAYI BAZI ŞEYLERİ YERLİ YERİNDE HATIRLAYAMAYACAĞIMI BİLDİĞİMDEN DEVAMINI GETİRMİYORUM. AFFINIZA VE ANLAYIŞINIZA SIĞINARAK YAPIYORUM BUNLARI. ARTIK FRANSA VE AMSTERDAM TURU İLE İLGİLİ HAZIRLIKLARIM SÖZKONUSU. UMARIM BU YENİ TURU HER ANIYLA SİZİNLE PAYLAŞABİLİRİM...

1 Eylül 2009 Salı

Bir Zamanlar...

you think i got my eyes closed

but i'm lookin' at you the whole fuckin' time...

once upon a time i could control myself...

once upon a time i could lose myself...

once upon a time i could love myself...

once upon a time i could love you...
once...


1 günlük garip İstanbul ziyaretimin son saatlerinde, evimde kendimi yabancı gibi hissetmeme tam da bu sözler en iyi anlamı yükleyebilirdi.


Abbas tekrar yolcu...

'' Parmak uçlarım...

... tanımak istiyor seni.

Dokunmak istiyor çocuklar gibi.

Önümde uzayıp aksın bir su gibi.

Merak ettiğim gövden;

ateşte çaydanlık, camda yağmur, bahçede ıhlamur,

masamda incir rakısı, yatağımda ten kokusu.

Teninle tanışmanın zamanı...

Teninle konuşmanın zamanı...

Senin tenin sıcak.

Benim içimde bir kedi.

Yumdu gözlerini:

- İşte aşk!

dedi. ''

'' - İşte aşk! dedi. ''

Sen oradasın. Yazılmamış bir şiir gibi... saf ve masum. Bütün öfkem bu sana; baş eğmem ve sonsuzca arzulamam.